Sovyet Kozmonot Yuri Gagarin, İlk Uzaya Çıkan İnsan Oldu
Bir insan, hayal ettiği zaman en fazla nereye ulaşabilir?
Bir medeniyet, kendini en fazla nereye taşıyabilir?
Yüzyılın başlarından itibaren bakıldığında, temel sorulara cevap aramanın ancak gezegenin sunduğu imkanlar dahilinde mümkün olduğu düşünülüyordu. Altını çizmek gerekir ki insanlık, en büyük atılımlarını 20. yüzyılda gerçekleştirmiş; "delilik" sayılabilecek ne varsa dünyanın hizmetine sunmuş ve sınır tanımadığını kanıtlamıştır. Yine de o dönemde uzaya gitmek; bir çılgınlığın ötesinde, gerçekleşmesi imkansız bir mucizeyle eşdeğer görülüyordu. Aslında parola basittir: İnsan, sınır tanıyan bir canlı değildir. Eline imkan verildiği takdirde en zorlu hedeflerin en ücra noktalarını keşfetme, varoluşun bütün evrelerini açıklama ve evrendeki varlıklara temas etme kapasitesine sahiptir. Aynı yüzyılda bilimin; hem uzaya gitmekte hem de yeryüzünün en yıkıcı bombalarından birini yapıp koca bir coğrafyadaki tüm yaşamı hiçe saymasında bir araç olması, bu duruma çarpıcı bir örnektir. İnsanlığın sınırları zorlama kapasitesi, onu kullanan iradenin amaçlarına göre şekil alacaktır.
1917’de kurulan Sovyetler Birliği’nin bıraktığı en önemli miraslardan biri de budur: İnsanlığa kendi kapasitesini sadece sözle değil, somut hedef ve başarılarla göstermiş olmasıdır. 1955 yılında; uçsuz bucaksız Kazak bozkırlarının ortasına, Baykonur Uzay Üssü inşa edilmiştir. Uzay yarışının perdesinin burada açıldığını söylemek yanlış olmaz. Ekim 1957’de Sputnik-1, Kasım ayında ise Laika isimli köpeği taşıyan Sputnik-2 araçları buradan fırlatıldı. Laika, uzaya giden ilk canlı unvanını kazanırken, onu takip eden ardışık başarıların ardından Vostok Programı dahilinde Albay Yuri Gagarin, 12 Nisan 1961’de yine Baykonur’dan uzaya gönderildi. Gagarin, Dünya’nın etrafında 108 dakika süren bir tur gerçekleştirdi. Böylece uzaya çıkan ilk insan unvanını alırken, Sovyetler Birliği de bu imkansız görülen adımı atan ilk devlet olarak tarihe geçti.
Uzay programının baş mimarı ve uçuşu yöneten Sergey Korolyov ile Gagarin arasındaki diyalog ise bu tarihsel anın ruhunu yansıtır: Korolyov: "Ön aşama... orta... ana... kalkış! İyi bir uçuş dileriz, her şey yolunda." Gagarin: "Поехали! (Poyekhali! - Hadi gidelim!)"
Sovyetler Birliği bununla da yetinmeyerek 16 Haziran 1963’te, Valentina Tereşkova adlı bir tekstil işçisini uzaya gönderdi. Bilimsel-teknik gelişmeleri siyasi yarış boyutuna indirgeyen emperyalist ABD ise ancak yaklaşık bir ay sonra uzaya insan gönderme deneyiminde bulunabildi.
Bugünün Türkiye’si, 1960’lı yılların Sovyetler Birliği ile kıyaslandığında bile uzay gibi büyük hedeflerden oldukça uzaktır. Eğitim sistemi, sermaye çevrelerinin ihtiyacı olan insan kaynağı sirkülasyonunu yerine getirebilmek üzerine her seferinde yeniden dizayn edilmekte; bilimsel, teknik ve Ar-Ge çalışmaları için yeterli kaynak ayrılmamaktadır. Uzaya çıkan ilk kadının aslında bir tekstil işçisi olduğunu belirtmiştik; peki Türkiye’de sıradan bir işçinin ya da öğrencinin, bırakın uzaya çıkmayı; laik, parasız, bilimsel eğitim, ucuz barınma, kaliteli beslenme hakkına erişebildiğini söylemek mümkün müdür? Değildir. Eğitim; bilimsel ve toplumcu temellere oturtulmadıkça, döner sermayeye değil kamu çıkarına hizmet etme amacı gütmedikçe ve en ücra köylere kadar ulaşmadıkça bu durum mümkün de olmayacaktır.
Ancak yapabiliriz! Bizler istersek kendi sınırlarımızı zorlayabilir, en ulaşılmaz hedeflere yürüyebiliriz. Kendi geleceğimizi ellerimize alalım; örgütlenelim ve geleceği yeniden inşa edelim!