
Yedi kapılı Teb şehrini kuran kim?
Kitaplar yalnız kralların adını yazar.
Yoksa kayaları taşıyan krallar mı?
Yapı işçileri hangi evinde oturmuşlar altınlar içinde yüzen Lima’nın?
Ne oldu dersiniz duvarcılar, Çin Seddi bitince?
Nasıl yendi Galyaları Sezar?
Bir aşçı olsun yok muydu yanında?
Brecht ‘in şiirinde sorgu vardır. Aslında tarihin nasıl anlatıldığını kurcalar. Çünkü dünyayı kuranların çoğunun adı tarihe geçmez. Köleler, serfler, yoksul köylüler, işçiler… Hayatı kuranlar onlardır, ama sayfalarda başkaları durur.
Bugün de pek farklı sayılmaz.
Köprüleri, stadyumları, fabrikaları, plazaları kimin yaptığı bilinmez. Patronların adı ise herkesin dilindedir. Brecht’in soruları bu yüzden hâlâ yerini bulur. Üreten görünmez, ama onların emeğiyle yükselen düzen gözümüzün önündedir.
Brecht sanatı hayatın içinden ele alır. Tiyatroyu oyalanılan bir yer olmaktan çıkarıp düşünmeye zorlayan bir alana çevirir. Seyirci sadece izleyen olmaz; bakmaya, anlamaya, sorgulamaya başlar. İnsan, yaşadıklarının değişmez olmadığını fark eder.
Faşizm yükselirken tarafını belli eder. Emperyalist savaşlara, milliyetçiliğe ve halklar arasında kurulan düşmanlığa karşı durur. Baskı görür, sürgün yaşar, yasaklarla karşılaşır. Ama yazmayı bırakmaz. Çünkü sanatla mücadele aynı yerden beslenir.
Brecht’in yaptığı şey aslında basittir:
Bu düzeni kuranın kim olduğunu bize hatırlatır.
Bugün o sorular yine karşımızda durur.
Üreten gençlik görünmez.
Çalışanlar görünmez.
Ama onların emeğiyle ayakta duran bir düzen vardır.
Belki de Brecht’i hatırlamak tam burada anlam kazanır.
Tarihe değil, etrafımıza bakınca.
Doğumunun 128. yılında Bertolt Brecht, sorularıyla, sahnesiyle ve sözüyle düşünmeye, sorgulamaya ve değiştirmeye çağırmayı sürdürüyor.
