
8 Mart Emekçi Kadınlar Günü, toplumsal kurtuluş mücadelesinde kadınların kendi özgün taleplerini bayraklaştırarak toplumda var olma ve kadın emeğinin görünür olması mücadelesini anlatan bir mihenk taşıdır. Ancak Emekçi Kadınlar Günü’nün, günümüzde anıldığı tarih olan 8 Mart’tan öncesi de var. Bu günün geçmişine büyüteç tuttuğumuzda 26-27 Ağustos 1910 tarihini görüyoruz. Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı’nda Klara Zetkin, bu kurtuluş mücadelesini uluslararası zemine taşımak için bir kadınlar günü önerisinde bulunur. Emekçi Kadınlar Günü olarak ilan edilen 8 Mart’ın tarihi buralara kadar dayanıyor. Bu tarihsel süreçte 1917’de Rusya’nın Petrograd şehrinde tekstil fabrikasındaki kadın emekçiler, büyük bir grev başlatmışlardır. Emekçiler açlık, savaş ve çarlığa karşı sokaklara dökülerek Şubat Devrimi’nin çıkış zeminini hazırlamışlardır.
Geçmişe dönüp baktığımızda önümüze çıkan tablo bize açıkça şunu gösteriyor ki mücadeleci, emekçi kadınların ataerkini yıkma ve sınıflı toplum düzenini alaşağı etmedeki rolü çok büyüktür. Bu sebeple 8 Mart’ı sadece bir kutlama günü olarak bilmek, tarihsel basamakları yok saymak demektir. Günümüzün 8 Mart’ını, proletaryayı burjuvazinin sömürgesi ilan eden kapitalizme-emperyalizme, çok daha önceden beri kadını erkeğe köle eden, emeğini ve varlığını sömürmeye çalışan patriyarkal düzene karşı mücadele günü olarak biliriz. Kadınlar, emekçiler, halklar olarak bu önemli günü emperyalizmin yeni köleleştirme seferlerine direnen dünya halklarının umut ve azmiyle karşılıyoruz. Ne yapsalar pes ettiremedikleri İran, Filistin, Lübnan, Küba, Venezuela halkları direniyor. Rosa Luxemburg’unda bahsettiği gibi ‘‘Gerçek özgürlük, mücadele edenlerin özgürlüğüdür.’’
Hep birlikte örgütlü mücadelemizle haykıralım:
Yaşasın 8 Mart!
Yaşasın Kadın Dayanışması!
