
Kurtuluş Savaşı’nın ateşleri içinde, Büyük Ekim Sosyalist Devrimi’nin çağ açıcı etkisiyle 10 Eylül 1920’de Türkiye Komünist Partisi’ni kuran Mustafa Suphi, Ethem Nejat ve 13 yoldaşı; Kurtuluş Savaşı’na doğrudan katılmak, emekçi halkın bağımsızlık ve özgürlük mücadelesini bu topraklarda büyütmek için yurda dönerken Karadeniz’de kalleşçe katledildi. Bu katliamda yaşamını yitiren onbeşleri saygıyla anıyoruz.
Bu tarihsel yürüyüş, daha başlangıç aşamasındayken bilinçli bir saldırıyla kesintiye uğratılmak istendi. TKP, kuruluşunun henüz beşinci ayında, burjuvazinin kanlı pususuyla karşılaştı. 28-29 Ocak 1921’de Mustafa Suphi, Ethem Nejat ve 13 yoldaşın Karadeniz’de katledilmesi, Türkiye işçi sınıfının devrimci öncülüğünün daha başında hedef alındığını gösteren tarihsel bir saldırıydı. Bu katliam ülkenin ilerici, aydınlanmacı ve emekten yana bir hatta yürümesinin önüne çekilmek istenen tarihsel bir barikat olarak hafızalara kazındı.
Ancak bu saldırı komünist hareketi ve işçi sınıfının mücadelesini ortadan kaldırmaya yetmedi. Mustafa Suphi, Ethem Nejat ve yoldaşlarının mücadelesi bu topraklarda yarım bir hayal olarak kalmadı. Türkiye’de komünist hareket; 1940’larda faşizme karşı mücadelede, 1950–60 döneminde Amerikancı-NATO’cu yönetime karşı bağımsızlık ve demokrasi mücadelesinde, 1960 sonrasında iş birlikçi-komprador burjuvaziye ve büyük toprak sahiplerine karşı eşitlik, özgürlük ve sosyalizm mücadelesinin ön saflarında yer aldı. Adalet Partisi iktidarlarının antidemokratik uygulamalarına, 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 faşist darbelerine ve Milliyetçi Cephe hükümetlerinin gerici politikalarına karşı direnişi yükseltti.
1983’ten günümüze kadar ise 12 Eylül rejimi temelinde şekillenen iş birlikçi-komprador kapitalizme, militarizme ve gericiliğe yaslanan iktidarlara karşı; işçi sınıfının, emekçilerin, ezilen halkların, kadınların, gençlerin ve yoksulların sesi olmayı sürdürdü. Kapitalizme karşı kamucu halkçı ekonomi, emperyalizme karşı bağımsızlık, faşizme ve despotizme karşı demokrasi; ırkçılığa ve şovenizme karşı halkların dostluğu; dinci gericiliğe karşı laiklik ve aydınlanma; erkek egemenliğine karşı kadın‑erkek eşitliği için verilen mücadele, bu tarihsel sürekliliğin canlı ifadesidir.
Bugün bizler bu mirası gençliğin örgütlü mücadelesiyle, geleceğe taşıma sorumluluğuyla hareket ediyoruz. Gerici istibdat yönetimine karşı özgürlük ve eşitliği savunuyor, istibdat düzenini yıkma kararlılığımızı büyütüyoruz. NATO’ya ve IMF’ye bağımlılığı kırmak, dolar milyarderlerinin vicdansız egemenliğine son vermek, gericiliğe ve teslimiyete karşı aklı, bilimi, çağdaşlığı ve eşitliği savunmak; emperyalizme karşı bağımsız bütün vatan, gericiliğe karşı laik cumhuriyet ve sömürüsüz emek mücadelesini adım adım örmek, Mustafa Suphi’lerin bıraktığı yerden yürümek demektir.
Bugün bu sorumluluk ülkeyi yoksulluğa, bağımlılığa ve karanlığa mahkûm eden istibdada karşı; emekçi halkın öncülüğünde, ulusal demokratik güçlerin birliğini sağlayarak mücadeleyi büyütmeyi zorunlu kılıyor. Mustafa Suphi, Ethem Nejat ve yoldaşlarının mirası, bu karanlığa karşı aydınlık bir geleceği örgütleme irademizde yaşamaya devam ediyor.
