Büyük İşçi Direnişi 55. Yılında

15-16 Haziran Büyük İşçi Direnişi’nin 55. yılına, ne yazık ki ülkemizde yüksek enflasyon altında ezildiğimiz, yoksullukla boğuştuğumuz, anayasal bir hak olan sendikalaşma hakkının engellendiği, grevlerin Erdoğan iktidarının keyfine göre yasaklandığı; 600 bin kamu işçisinin uzun süredir oyalandırılarak bekletildiği ve sonrasında komik bir zam teklifiyle adeta dalga geçildiği bir dönemde giriyoruz.

Sendikaların büyük çoğunluğunun işçi sınıfının çıkarlarından uzaklaştığı, sendikal mücadelenin birkaç mücadeleci sendika dışında zayıf kaldığı bu dönemde, işçi sınıfımızın tarihe altın harflerle yazdığı 15-16 Haziran Büyük İşçi Direnişi’ni hatırlamak ve dersler çıkarmak daha da önemli hale geliyor.

Büyük İşçi Direnişi Nasıl Ortaya Çıktı?

1961 Anayasası’nın getirdiği daha özgürlükçü ortam, 31 Aralık 1961’de Saraçhane’de yapılan büyük işçi mitingi, Kavel Direnişi, gelişen ve örgütlenen işçi sınıfı ile sol sosyalist hareketin etkisiyle, Türk-İş içindeki bir grup muhalif sendika daha bağımsız ve mücadeleci bir çizgide ilerlemek için 1967 yılında DİSK’i kurdu. DİSK’in kurulmasıyla birlikte, DİSK bünyesindeki sendikalar işçi sınıfının çıkarlarını destekleyen, bağımsız ve mücadeleci bir hattı benimsediler. Böylelikle kısa sürede güç kazanmaya başladılar. İmzaladıkları toplu sözleşmeler, Türk-İş sendikalarına kıyasla daha iyi olunca, işçilerin DİSK’te örgütlenmesi hızlandı. İşçiler DİSK’i sahiplendiler. Ancak diğer yandan, DİSK’in güçlenmesi dönemin iktidarını ve sermaye çevrelerini rahatsız etmişti. DİSK önderliğinde yükselen sendikal mücadeleyi türlü engellemelerle durduramayan dönemin iktidarı — Adalet Partisi ve CHP, Türk-İş’in desteğiyle — DİSK’i fiilen ortadan kaldıracak, örgütlenmesini yok edecek bir yasa tasarısı hazırladı. İşçi sınıfımız, DİSK önderliğinde, sendikalaşma özgürlüğünü ortadan kaldıracak bu tasarıya karşı direnişe geçmeye hazırdı.

1317 Sayılı Kanun, 12 Haziran’da onaylandı. DİSK buna, 15-16 Haziran’da genel bir direniş başlatarak karşılık verdi. Anayasaya aykırı olan bu kararı protesto etmek için işçiler, sendikalarının öncülüğünde direnişe geçtiler. İstanbul ve Kocaeli başta olmak üzere, on binlerce, hatta yüz binlerce işçi caddeleri, meydanları iki gün boyunca inletti. Ne polis ne de asker barikatları, tankları işçileri durdurmaya yetmedi. 15-16 Haziran, sendikalı-sendikasız, farklı politik görüşlere sahip insanlar, gençler, kadınların da destek verdiği; halkın tek bir yumruk olduğu görkemli bir direnişti.

İki gün süren bu büyük işçi sınıfı direnişinin ardından, çok geçmeden onaylanan kanun geri çekildi. İşçi sınıfımız, sermaye işbirlikçilerinin oyununu bozdu, heveslerini kursağında bıraktı.

15-16 Haziran’dan çıkan en önemli sonuçlardan biri de o yıllara kadar işçi sınıfının önderliğini kabul etmeyen veya yetersiz gören kesimlerin açtığı tartışmalara nokta koymuş olmasıdır. Bu tarihten sonra işçi sınıfının yükselişi hızlandı. Sendikal mücadele arttı ve işçiler daha fazla kazanım elde ettiler.

Bugün Ne Durumdayız?

55 yıl sonra, yani günümüzde ise elbette çok şey değişti. İşçi sınıfımız büyük bir sömürünün altında hayatını sürdürmeye çalışıyor. Asgari ücret, açlık sınırının bile altında kalmış durumda. Sendikal haklar engelleniyor, grevler yasaklanıyor ya da polis gücüyle kırılmaya çalışılıyor. Sadece işçisinin arkasında duran sendikalar ve direnen işçiler sınırlı da olsa kazanımlar elde edebiliyor. Elbette bunlar işçi sınıfına umut veriyor ve bizleri mutlu ediyor.

Fakat bir bütün olarak baktığımızda, işçi düşmanı, sömürücü sermayenin hizmetindeki istibdat rejimine karşı ancak ortak bir birlik ve mücadele ile önemli kazanımlar elde edebiliriz. 15-16 Haziran’ın bize verdiği en önemli ders; birleşmiş, örgütlü hareket eden işçi sınıfının ortak mücadelesinin mutlaka kazanacağıdır.

Halkımız ne zaman birlik olduysa, kenetlendiyse; o zaman sermaye sahipleri ve gerici iktidarlar geri adım atmak zorunda kalmıştır. 15-16 Haziran, DGM eylemleri, Gezi Direnişi, 19 Mart Saraçhane Direnişi bunun en güzel örnekleridir.  

İlerici Gençler olarak, işçi sınıfının önderliğinde yeni 15-16 Haziran’ları yaratmanın imkânsız olmadığını biliyoruz. Yeniden sendikalarda, fabrikalarda, okullarda, mahallelerde, tarlalarda; bilinçli, özverili ve disiplinli bir çabayla sermayenin ve işbirlikçi istibdat rejiminin karşısına dikileceğiz.

Yeni 15-16 Haziran’ları gerçekleştireceğiz.