Türkiye’de Eğitim: 2027 Programı’nda Ne Var, Bizi Ne Bekliyor?
Yeni yıla yaklaşırken siyasal baskılar, ekonomik kriz ve yoksulluk emekçi halkımızın yükünü her geçen gün daha da ağırlaştırıyor. Tüm bu zor koşullar altında 2027 Yılı Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı açıklandı. Program, iktidarın önümüzdeki dönemde ne yapmayı planladığını ilan ettiği bir metin. Bu yüzden eğitim bölümü dikkatle okunmalı.
Programda ne yazıyor?
Programa göre eğitim-istihdam ilişkisi güçlendirilecek. Bunun için sektör içi okullar, sektöre entegre okullar, bölge okulları ve ihtisaslaşmış meslek liseleri ile meslek ortaokulları yaygınlaştırılacak. Yani mesleki yönlendirme ortaokul çağına iniyor. Bunun amacı öğrencilerin geleceğini düşünmek değil, onları ucuz iş gücüne dönüştürmek. Programdaki iki madde bu anlayışın nasıl işleyeceğini gösteriyor:
“Tedbir 670.1. Mesleki eğitimde ders seçimi dâhil karar alma süreçlerine özel sektörün ve ailelerin katılımı sağlanacaktır.”
“Tedbir 678.2. Özel sektör ile mesleki ve teknik eğitim kurumları arasında finansman dâhil uzun vadeli iş birliği sağlanacaktır.”
Bu şu demek: Hangi dersin okutulacağı kararına bile artık patronlar da katılacak ve bu iş birliğine finansman da dahil. Eğitimin içeriğini, parayı veren ve ihtiyacı olan taraf belirleyecek. Dışarıdan bakılınca devletin verdiği bir hizmet olan eğitim, aslında özel şirketlerin belirleyici olduğu bir işleyişe kapıları ardına kadar açmış olacak.
MESEM’de neler yaşandı?
Bu modelin en çarpıcı uygulaması olan Mesleki Eğitim Merkezleri’nde (MESEM) yarım milyonu aşkın çocuk hem öğrenci hem işçi konumunda. Son beş yılda en az 37 çocuk iş cinayetine kurban gitti, binlerce iş kazası kaydedildi. Çocuklara yönelik şiddet haberleri de bu tablonun parçası ve neredeyse her gün karşımıza çıkıyor. Yani sistemin çıkış noktası çocuğun ihtiyacı değil, patronların ihtiyacı.
2027 Programı şimdi bu modeli daha alt yaşlara indirmeyi ve okul yönetimine özel sektörü daha fazla ortak etmeyi öngörüyor.
Sınav sistemi ve “fırsat eşitsizliği”
Bu tablonun bir yanı da yıllardır süren sınav merkezli eğitim. LGS ve YKS gibi eleyici sınavlar dershanelere, özel kurslara ve özel okullara alan açtı. Parası olan çocuk daha fazla hazırlanıyor, olmayan ise elenip mesleki eğitime yönlendiriliyor. Bakanlığın duyurduğu Ortak Yazılı Sınav Sistemi de bu eşitsizliği derinleştirme ve yaygınlaştırma hedefi taşıyor. Parası olan aileler çocuklarını özel okullara ve kurslara yönlendirip sınavlara hazırlayabilirken, yoksul aileler imkânları yeterli olmadığı için bunu yapamayacak. Eğitim kamu hizmeti olmaktan çıkıyor ve alınıp satılan bir mala dönüşüyor. Devlet okulları yetersiz, niteliksiz hale getirilerek arka plana itiliyor.
Tüm bu atılan ve atılması planlanan adımların biz öğrencilere ne getireceğini tahmin etmek zor değil. MESEM’ler bunun en yakın ve öğretici örneği. Kamucu, nitelikli ve bilimsel eğitimi ortadan kaldırmak isteyen; öğretmenlerin mesleki itibarının yok edildiği, özne olmaktan çıkarılarak özgür, bilimsel ve yaratıcı olmalarına zincir vurulduğu bir sistemle karşı karşıyayız.
Bir aldatmaca olan “fırsat eşitsizliği” kavramı ile sistemin temelinde yer alan eşitsizlikler makyajlanıyor, daha kabul edilebilir hale getiriliyor. Oysa sosyal ve ekonomik olarak eşit şartlarda hayata başlamayan öğrencilerin yaşadığı eşitsizlik, kapitalist sistemde yalnızca fırsat eşitsizliğiyle açıklanamaz. Öğrenciler eşit olmayan şartlarda ortak sınavlarla karşı karşıya bırakılıyor ve bu eşitsizlik daha da derinleşiyor.