Yarım Kalan Bir Hesaplaşmanın Gölgesinde: Doğan Öz

1959 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitiren Doğan Öz, savcılıktaki ilk görevine 1962 yılında Diyarbakır’da başladı. Daha sonra 1968’de Konya’da görevini yürütürken gerici bir yapılanma olan İslamcı-milliyetçi çizgideki “Mücadele Birliği” örgütüne büyüteç tuttu ve bununla ilgili bir dosya hazırladı. Hazırladığı bu dosya, gerici sağ örgütün kapatılmasına vesile olduğundan Doğan Öz’ü faşistlerin hedefi haline getirdi. Savcı Doğan Öz, bu dosya ile ilgili birçok tehdit alsa da dosyayı kapatmadı, adaletin yerini bulması için çalışmalarına devam etti.

Yaptığı çalışmalar sayesinde 1970’te Türk Hukuk Kurumu tarafından yılın hukukçusu seçildi. Ancak aynı yıl içerisinde, idam cezalarının kaldırılmak istendiği bir dilekçede imzası bulunduğu için idari soruşturmaya uğradı. Daha sonrasında sürgün edildiği Denizli’de savcı yardımcısı olarak çalışmalarına devam etti. Yine bu yıllarda Necmettin Erbakan’ın kardeşiyle ilgili bir yolsuzluk soruşturması yürüttü. Gittiği her yerde adaletsizliğe göz yummadığı için defalarca tehdit aldı.

Cumhuriyet savcı yardımcısı olarak görev yaptığı Ankara’da, 1977 yılında “Örümcek Ağı” adını verdiği dosyada kontrgerilla/derin devlet yapılanmasını ve devletin şiddetini araştırdı. O yıllar, Türkiye’nin en kanlı dönemleriydi. Ülkücü militanlar ile sol kesim arasındaki çatışmaların yaşandığı ve sık sık ölümlerin meydana geldiği bir dönemdi. Ancak Savcı Doğan Öz’ün araştırmaları gösterdi ki yaşanılan şiddetin esas sebebi sadece ideolojik ayrışmalar değildi. Bu ayrışmalarda, NATO’nun Soğuk Savaş döneminden kalmış “geride bırakılan kuvvetler” doktrininin etkisi vardı. Bu doktrin Türkiye’nin iç siyasetinde sağın gericiliğini ve işgalci zihniyeti güçlendirdi, sol grupları direkt tehdit olarak kodladı ve devletin politik yapılanmasında anti-komünist oluşumlar ortaya çıkardı.

Tüm bu durumlar sonucunda sağcı ideolojiler daha militarize oldu, sağcı devlet yapısının politikalarına zıt düşünen yurtsever sol, sosyalist kişi ve kitle örgütleri “yok edilmesi gereken bir düşman” olarak konumlandırıldı. Özellikle Özel Harp Dairesi ismiyle bilinen, daha sonrasında uluslararası isim olarak “Gladio” diye adlandırılan bu yapılanma çatışmanın içindeydi. Savcı Doğan Öz, görünenin görünmeyenden farklı olduğunu araştırdı ve bu araştırmalar sonucunda hazırladığı raporunda; 70’li yılların şiddetinin tamamen anarşist eylemlerden ibaret olmadığını, özgür düşünceyi ve halkın demokratik özgürlüklerini baskı altına almak için gerici bir düzenin kapılarını açmayı amaçladıklarını belirtti. Bu amacı edinenlerin içinde kontrgerilla ve CIA yapılarının parmağı olduğunu tespit etti.

Özetle o dönemde Türkiye’de planlı bir ölüm, planlı bir şiddet ve planlı bir ayrıştırma yaşandı. Ayrıca bu planlamalar devletin bazı ağlarıyla iç içeydi. Savcı Doğan Öz’ün bu korkusuz araştırmaları ve sunduğu raporlar, onu hedef tahtasına koydu ve zalimce katledilmesine neden oldu. 24 Mart 1978 sabahı şahsi aracına bindiğinde İbrahim Çiftçi tarafından suikasta uğradı ve olay yerinde yaşamını yitirdi.

Davada öldürülmesine şahit olan 18 kişi bulunmasına ve katil İbrahim Çiftçi suçunu itiraf etmesine rağmen, Askeri Yargıtay mahkeme kararının uygulanmasını engelledi. Katil İbrahim Çiftçi serbest bırakıldı. Kararın ardından, suikastçı Çiftçi MHP’de yüksek ve saygın bir konuma getirildi, hatta MHP genel başkanlığı için aday bile oldu.

Tarihte yaşanılan bu olaylara bakıldığında bu yazı sadece bir savcının meslek hayatını konu almıyor; aynı zamanda Türkiye’deki hukuki düzenin ve iktidardakilerin siyasal açıdan kendi iç ve dış çatışmalarıyla beraber yurtsever ve özgürlükçü kişi ve kitlelere karşı ne tür komplo ve saldırıların olduğunu da bizlere sunuyor. Türkiye, cesur bir aydınını bedenen kaybetmiş olsa da Doğan Öz, adaletin gölgede kaldığı yeri aydınlatmaya devam ediyor.