
32 yıl önce bugün, Tansu Çiller liderliğindeki koalisyon hükümeti tarafından 5 Nisan 1994 Kararları açıklandı. Tarım destekleme politikalarından vazgeçilmesi, emekçilerin maaşlarının baskılanması, devlete bağlı işletmelerin özelleştirilmesi ya da kapatılması, vergilerin artırılması gibi adımlar hayata geçirildi. Ekonomik yangını söndürme bahanesiyle alınan bu kararlar durumu iyileştirmedi. Yüksek enflasyon karşısında emekçiler daha da yoksullaştı. Ancak bu saldırılar karşısında işçi sınıfımız da sessiz kalmadı.
Türk-İş’e bağlı sendikalı işçiler hükümeti Ankara’da kitlesel biçimde protesto etti. Kızılay Meydanı’nda yaklaşık 250 bin işçinin katıldığı “Emeğe Saygı Mitingi” düzenlendi. Mitingde hükümetin istifası talep edilirken ülkenin birçok yerinde onlarca iş yerinde grevler ve eylemler gerçekleştirildi.
Bu tepkiler sonucunda Cumhuriyet Halk Partisi hükümetten çekilmek zorunda kaldı. İşçi eylemleri bazı kazanımlar sağladı ve kimi kararların uygulanmasını geciktirdi. Ancak daha kalıcı ve örgütlü bir mücadele hattı oluşturulamadığı için bu kazanımlar sınırlı kaldı. Aradan 32 yıl geçmesine rağmen özünde aynı sorunlarla biz işçiler, emekçiler ve gençler yoksulluğa ve geçim sıkıntısına mahkûm edilmeye devam ediyoruz. Ek vergi ve kamu giderlerini azaltmak adı altında vurgulanan “mali disiplin” yalnızca emekçilerin gelirlerine el koyma disiplini olarak uygulanıyor. Öte yandan milyarlar kazanan şirketlerin vergileri aflarla siliniyor, üstüne bir de teşvikler veriliyor. Şirketlere teşvikler dağıtılırken çiftçinin ürettiği tarım ürünlerine verilen destekler geri çekiliyor. Sermaye hareketlerine tanınan serbestiyetle birlikte devletin ekonomideki denetimi daha da zayıflıyor, dışa bağımlılık artıyor.
Yük işçilerin, memurların ve geniş halk kesimlerinin omuzlarına bindiriliyor. Üretim ve planlı ekonomi yerine rant ekonomisi güçleniyor. Kazananlar faizden, dövizden ve borsadaki spekülasyonlardan gelir elde edenler oluyor. Ülke ekonomisi ithalata daha bağımlı hale gelirken cari açık büyüyor, ekonomimiz uluslararası sermayeye daha bağımlı hale getiriliyor. Tüm bunlar bugün yaşadığımız krizle ne kadar da benzeşiyor. Çünkü uygulanan politikalar aynı. Neoliberal ekonomi anlayışıyla planlı, üretime dayalı kamucu model terk ediliyor ve sonuç olarak aynı sorunlar yeniden karşımıza çıkıyor. Peki sonuçlar hep aynıyken neden benzer adımlar atılıyor? Bu sorunun cevabı basit. Bu düzenden kimler faydalanıyor? Büyük sermaye sahipleri. Çünkü iktidara gelenler ve ekonominin direksiyonunda olanlar büyük sermayenin çıkarları doğrultusunda hareket ediyor, onlar ile çıkar ortaklığı kuruyor. 24 Ocak 1980 kararlarıyla başlayan 24 Ocak 1980 Kararları ile şekillenen neoliberal, halk düşmanı ekonomi politikalarının kazananı da kaybedeni de bellidir.
Ve biz işçiler, emekçiler, çiftçiler, işsiz gençler kaybeden taraftayız.
Oysa biz kaybedenler ezici çoğunluğuz. Bu sistemi değiştirmek, enflasyon ve pahalılık sarmalından çıkmak için birleşmeliyiz.
Sosyalist, devrimci demokrat, yurtsever, Kemalist ve ilerici güçlerle kapsamlı bir dayanışma kurarak bu düzeni değiştirebiliriz.
